people-economy

Geleceğin bankacılığına yönelmekten daha önemli sorunları var bankacılık sektörümüzün. Bugün bunlara yönelmek istedim ve blog’a farklı bir yazı eklemeyi arzuladım. Biraz uzun bir yazı ve üslubu diğer yazılarımdan farklı olacak:

Ülkemizin potansiyelinin altında büyümesi, işsizliğin istenilen düzeyin altına inmemesi, tasarrufların yeterince artmaması ve cari açığın azaltılamaması mevcut makroekonomik problemler olarak göze çarpmaktadır. Söz konusu sorunların çözülebilmesi için gereken motivasyon istikrar ile ilişkilendirilse de, kurumların ve dolayısıyla ülkenin yapması gereken reformlar da oldukça önemlidir. Yapısal düzenlemelerin getireceği atalet, ekonominin pek çok biriminin daha iyi konumlanmasına ve sorunların azaltılmasında katkı sağlamasına yardımcı olacaktır. Bu birimlerin başında finansal kurumlar gelmektedir. Finansal kurumların reel sektöre ve ekonomiye katkısı ülkemiz de kritik derecede önemli düzeydedir. Bu nedenle aslında yapısal reforma en çok sahip olan kurumlar olduğu da düşünülebilir. Buna karşın başta bankaların sahip olduğu dinamizm ve insan kaynakları kalitesi ciddi düzenlemeler olmaksızın da ülke ekonomisine daha çok katkı sağlama potansiyeline sahiptir. Bu noktada sorunların doğru tanımlanması ve doğru düzenlemelerin hızlı bir iradeyle ortaya konması önem arz etmektedir.

Sorun tanımlanırken, hanehalkının yüksek borçlanması ve cari açık gibi faktörler ön plana çıkarıldığında esnetici düzenlemelerin yapılmasına gerek olmadığı kanısına ulaşılabilir. Ancak bu çalışmada, büyüme-istihdam daha temel sorunlar olarak kabul edilerek söz konusu sorunlara çözüm odaklı yaklaşılmış ve öneriler özetlenmiştir. Anılan çözümlerin ortak noktası ülkenin büyümesine doğrudan veya dolaylı katkı sağlamak üzere ortaya konmasıdır. Bu itibarla öneriler üç kategoride sınıflandırılmıştır.

1-  Kredi Sisteminin Daha Etkin Çalışması İçin Yapılabilecekler

a)  Aracılık Maliyetlerin Gözden Geçirilmesi

Aracılık maliyetlerinde gereğinden fazla olan yükseklik sıkı regülasyonla birleştiğinde faizler genel seviyesi azalsa bile kredi fiyatlarına olumlu yansımayı engellemektedir. Söz konusu sorunun çözülebilmesi için aracılık maliyetlerinin yeniden ele alınması gerekmektedir. Yıllardır tartışılan bu husus, fiyatların yapışkanlığına neden olan temel sorunu teşkil etmektedir.

  • Aracılık maliyetlerinin başında BSMV gelmektedir. BSMV rejiminin üretimi ve KOBİ’leri destekleyici yönde değiştirilmesi gerekmektedir.
  • Genel karşılıklar seviyesi genel olarak ülkemizde oldukça yüksek düzeydedir. İhracat kredileri ve KOBİ için söz konusu oranlar azaltılmış olsa da, ticari hayatı canlandırmak açısından farklı kredi ürünleri içinde düzenleme ihtiyacı mevcuttur. Özellikle yatırım kredilerinde bu oranın %0’a indirilmesi başta olmak üzere tüm ticari kredilerde azaltılması önem arz etmektedir.
  • Zorunlu karşılıklar piyasada TL hacmini ciddi düzeyde azaltılmakta dolayısıyla sıkılaştırıcı para politikasının önemli bir aracı olarak bilinmektedir. Zorunlu karşılık oranının TCMB’nin temel para politikası hedeflerini uygulamadaki rolü dikkate alındığında yapılabilecek öneri, zorunlu karşılık oranlarının reel sektörü daha çok destekleyen bankalara göre farklılaştırmak-azaltmak olacaktır.

b) Genel Karşılık Politikasının Gözden Geçirilmesi

Genel karşılık oranları orta vadeli kalkınma planıyla tam uyumluluk göstermemektedir. Basit bir örnekle, yenilenebilir enerji kaynağı üreten firmanın kullandığı krediyle ile fuel oil ithalat eden firmanın uyduğu krediye aynı genel karşılık oranları uygulanmaktadır. Söz konusu politikanın büyümeye daha çok katkı sağlayan ve kalkınma planında öngörülen diğer amaçlara ulaşmaya daha çok yardım eden mekanizmalara yönelik tasarlanması gerekmektedir. Bu itibarla orta vadeli kalkınma planında işaret edilen sektör-coğrafi bölgede kullandırılan kredilere düşük oranların uygulanması önerilmektedir.

c)  Alacak Sigortası Uygulamasına Regülatif Destek Verilmesi

Alacak sigortası hem kredi veren hem de kredi kullanan için rahatlatıcı bir mekanizma olup, toplam riskin azalmasında ciddi bir katkı sağlamaktadır. Ancak alacak sigortasına yönelik regülasyon yeterince destek vermemektedir. Buna yönelik vergi çalışmalarının yanı sıra, alacak sigortasının sermaye yeterliliği düzenlemelerinde daha etkili bir kredi riski azaltım mekanizması olarak belirlenmesi mümkündür.

d) İhtiyaç Kredileri ve Kredi Kartlarına Yönelik Düzenlemelerin Ana Amaca Aykırı Olmadığı Müddetçe Esnetilmesi 

10’uncu Kalkınma Planına uyumlu olarak, kredi kartlarına ve bireysel ihtiyaç kredilerine yönelik olarak muhtelif düzenlemeler yapılmış, başta hane halkı borçluluğunun azaltılması, tasarrufların artırılması ve cari açığı artıran üretken olmayan harcamaların kısıtlanması amaçlanmıştır. Gelinen noktada, yapılan düzenlemeler hedeflenen amaca yönelik sonuçlar doğurmaya başlasa da, son dönemde bazı negatif dışsallıkların meydana gelmeye başladığı gözlemlenmektedir. Özellikle bireysel kredilerin ve kredi kartlarının takibe dönüşüm oranlarının yükselmesi ortaya çıkan en önemli bozulma olup, bu durum ülkemizin kredi değerliliği, bankacılık sisteminin sağlamlığı gibi olumsuz makro finansal sonuçlar doğurabilmekte ve hatta sosyal dengenin zarar görmesi gibi istenmeyen bir takım soyut sonuçlara da sebebiyet verebilmektedir. Ayrıca senetli satışların artması, finans sistemi dışında yapıların fazlalaşması, cep telefonu ithalatında artışın devam etmesi gibi diğer olumsuzluklar devam etmektedir. Söz konusu olumsuzlukların önlenmesi amacıyla, ihtiyaç kredilerinin vadesinin 48 aya çıkarılması, asgari ödeme oranı rejiminin değiştirilmesi, cep telefonu ithalatını herhangi bir şekilde etkilemeyen taksit sınırlamasının esnetilmesi önerilmektedir. Ayrıca gerçekten temel ihtiyaçların karşılanması amacıyla yapılan alışverişler (düğün alışverişi vb) faturalandırılmak kaydıyla çeşitli kolaylıklar sağlanabilir.

e)  Merkezi Erken Uyarı Sistemi Kurulması

Kredi izlemenin daha verimli yapılmasını teminen, Risk Merkezi tarafından bankalara müşterilerinin kredi riski hakkında öncül uyarı verilmesini sağlayan bir mekanizmadır.

  • Sistem, bir algoritmaya sahip olacak ve riskliliğe ilişkin segmentler bu algoritmanın çalışması sonucunda belirlenecektir. Söz konusu segmentler puanlarla-renklerle-olasılıklarla oluşturulacak ve belirli bir eşik değerin üzerinde oluşan uyarılar doğrudan bankaya iletilecektir.
  • Devlete Borçlar ve Haciz / İflas Durumları, Vergi / SGK Borcu, Limit, risk / ödenmemiş anapara, faiz, komisyon, Ödenmemiş / düzeltme hakkı kullanılmış çek, Kötü kayıtlar (RSB) gibi temel göstergeler kullanılabileceği gibi KKB çek endeksinde belirli bir düzeyde kötüleşme, müşterinin belirli bir dönemde fazla sayıda kredi başvurusu yapması vs. pek çok parametre sistemin bir bileşeni olarak belirlenebilecektir.
  • Söz konusu mekanizma kredi sisteminin daha izlenebilir olmasını ve bankaların yavaşlama dönemlerinde kredibl firmalara çekingen davranmamasını sağlayacaktır.

f)  Kobi Ödeme Sistemlerine Esneklik Getirilmesi

Özellikle mikro kredi segmentinde olan müşteriler açısından KOBİ-Bireysel ayrımı tam olarak yapılamamaktadır. Esnafların kullandığı kredi kartlarının bireysel kredi kartlarının işine yönelik olması durumunda regülasyon sınırlamasına maruz kalmaktadır. Bu ayrımın doğru yapılabilmesi ve küçük esnafın desteklenmesi önerilmektedir. Ayrıca söz konusu müşterilerinin tahsilatlarına güvence altına alan doğrudan tahsilat sistemi vb. mekanizmalara vergisel teşvik verilmesi önerilmektedir.

g)  Reel Sektör Kur Riskine Yönelik Çözüm Önerileri (Mustafa Arif Esen’le Birlikte Çalışılmıştır)

Yeterince tasarruf edemeyen ve büyümeye ihtiyaç duyan ekonomimizin fon anlamında dışa bağımlı olması ve yerli-yabancı fon kaynakları arasında kayda değer bir maliyet farkının olması, finansal ve finansal olmayan kuruluşların yabancı parayla borçlanmasına ve dolayısıyla kur riski üstlenmesine yol açmaktadır. Bankalarımız açısından kur riski, 2001 krizi ve sonrasında gerek düzenlemelerle gerekse edinilen tecrübeyle yönetilen bir risk olsa da, reel sektör açısından halen bir sorun olmaya devam etmekte ve IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşların, yabancı finansal kuruluşların ve analistlerin eleştirilerine konu olmaktadır.

Reel sektörün herhangi bir döviz karşılığı veya nakit akışı olmadan yurtiçi ve yurtdışı finansal kuruluşlardan döviz ve dövize endeksli kredi kullandığını iddia etmek haksız bir eleştiri olarak analiz raporlarında karşımıza çıkmaktadır. Bu eleştiri aynı zamanda ülkemizin risk primini yükseltmekte ve borçlanmalarda daha fazla maliyete katlanılmasına yol açmaktadır. Reel sektör kur riskinin gerçek düzeyi ve bankalarda nasıl yönetildiği veri teminindeki sıkıntılar, sahip olunan deneyim ve tecrübenin kamuoyuyla paylaşılmaması ve iyi uygulamaların geliştirilmemiş olması nedeniyle bilinememekte ve ön yargılara yol açmaktadır.

Firmaların taşıdığı gerçek döviz pozisyonunun büyük ölçüde beyana bağlı olarak belirlenmeye çalışılması hem bankalarca yapılan analizlerin sağlıklı olmasını engellemekte hem de makro anlamda riskin düzeyi hakkında otoritelerce değerlendirme yapılmasını zorlaştırmaktadır. Kur riski açısından oluşan asimetrik bilgi yapısının önlenmesi için bankalarca temin edilecek bir form yapısı geliştirilmiş ve bu formun 5 milyon TL’den fazla nakdi kredi riski olan müşteriler için alınması ve Risk Merkezi vasıtasıyla raporlanması önerilmiştir. Bu yapının hem bankaların risk yönetim birimlerinin muhtelif analizler yapmasını ve kur kaynaklı kredi riski yüksek firmalar için erken aksiyon alınmasını hem de makro bazda ülkemizin maruz kaldığı kur riski kaynaklı kredi riski konusunda sağlıklı analizlerin yapılmasını sağlayacağı düşünülmektedir. Söz konusu veri alt yapısı, kur riski yüksek olan firmalara kullandırılacak kredilerde ilave genel karşılık veya sermaye yeterliliği hesaplamalarında ilave risk ağırlığı vb. uygulamalara olanak sağlayabilecektir.

Türk bankacılık sektöründen kredi kullanan firmaların maruz kaldıkları kur riski, döviz kurundaki ani ve yüksek düzeyde değişimleri nedeniyle firmaların nakit akışlarını bozmasına, bu yüzden temerrüt olasılıklarının ve ödeme gücü risklerinin artmasına, nihayetinde firmanın iflas etmesine yol açabilmektedir. Söz konusu temerrüt durumu bankalar açısından zarara dolayısıyla özkaynak kaybına yol açabilen bir tehlike oluşturmaktadır. Bu nedenle, bankaların kur riski üstlenen kredi müşterilerinin büyüklüğü, bankanın faaliyet, iş ve işlem hacmine göre düzeyi dikkate alınarak yaptığı analiz, ölçme, değerlendirme çalışmalarının sermayeyle ilişkilendirmesi, diğer bir deyişle İSEDES kapsamında ikinci yapısal blokun bir parçası haline getirilmesi önerilmektedir. Böylece bankaların kur kaynaklı kredi riski kapsamında analizler yapmasını sağlayarak kısa veya uzun vadede bir sermaye gereksinimi olup olmadığını hesaplamak, yasal sermaye yeterliliği hesaplamalarında ölçülemeyen bir riskin değerlendirilmesini sağlamak, kur kaynaklı kredi riskinin bankanın ilgili tüm birimlerinde farkındalığını artırmak, karar alma kültünün bir parçası haline getirmek ve FSAP, IMF, Basel vb. uluslararası kuruluşların ülkemiz bankacılık sektörü hakkında yaptığı değerlendirmelerde söz konusu riskin etkin yönetildiği konusunda şeffaflık sağlamak mümkün hale gelecektir.

2- Tasarrufların Artırılması İçin Yapılabilecekler

Kredi/Mevduat rasyosundaki aşırı yükselme ilave kredi iştahını azaltmaktadır. Tasarruflardaki kronik sorun herkesçe bilinmekte ve tasarrufların artması için kısa vadeden ziyade uzun vadeli politikalar önem arz etmektedir. Buna istinaden bazı öneriler aşağıda yer almaktadır.

  1. Mevduata Faiz Dışı Menfaat Verilebilmesi: Özellikle uzun vadeli kaynak toplama gibi imkânlar İçin söz konusu düzenlemenin esnetilmesi önerilmektedir.
  2. Sosyal Yardımların Finansal Kurumlar Aracılığıyla Yapılması: Tüm sosyal yardımların kademeli olarak finans kurumları vasıtasıyla ihtiyacı olan kişilere ödenmesidir. Yapılan tüm ödemelerin %95’inin bu yolla yapılması ideal kabul edilmektedir. Yöntem: Bankalar aracılığıyla ödemeler ilgililere hesap açtırılmak suretiyle gerçekleştirilir. SGK, Aile Bakanlığı vb. kurumlar vasıtasıyla yürütülecek projelerle aşamalı olarak geçiş sağlanacaktır. Beklenen etki: Toplam tasarrufun artış göstermesi beklenmektedir.
  3. Şili Rut Account Örneği ( Her vatandaşın kimlik numarasına endeksli bir banka hesabının olması) Devlet ile finansal ilişkiye giren her vatandaşın internet veya telefon bankacılığı vasıtasıyla ön başvurusunu yapıp belirlenen kamu bankası şubesine giderek aktif ettiği banka hesabıdır. Yöntem: Bu hesap vasıtasıyla müşteri Akbil vb. toplu taşıma giderinden, sosyal yardım alacağının tahsiline veya yurt kur kredisi tahsili/geri ödemesini gerçekleştirebilecektir. Hesabın kullanılması kamu bankalarına verilebilir veya ihaleyle birkaç bankaya birlikte verilebilir. Beklenen Etki: Vatandaş-banka finansal ilişkisinin dijital ortamda rahatlıkla takip edilebilmesi, yapılan giderin zamanlamasını esneterek fırsat maliyetinin azaltılmasıdır.
  4. Mevduatı Aracılık Etmek Suretiyle Toplayan Finansal Olmayan Aracıların Artırılması: Güneydoğu Asya’da ve bazı Güney Amerika bankalarında yaygın olan bir uygulama olup bankaların maliyet dezavantajı/kar edememe vb. nedenlerle gidemediği ve şube açmadığı bölgelerde mevduatın başka kurumlar vasıtasıyla toplanıp bankalara aktarılması Yöntem: Ödeme/tahsilat merkezleri şeklinde kurulacak kuruluşlar vasıtasıyla veya PTT’nin fonksiyonunun geliştirilmesiyle mümkün olabilecektir. Bu aracı kurumlar düşük maliyetlidir bu nedenle dünyada tercih edilmektedir. Piyasa dinamiklerini bozmadan teşvik mekanizmaları geliştirilerek yürütülebilir. Özellikle düşük gelirli olduğunu belgeleyen kimselerden düşük masraf-komisyon alınması (belki alınmaması) gelir dağılımını olumlu etkilemesi kapsamında değerlendirilebilir. Mobil işleme geçen firmalara minimum işlem garantisi verilerek yatırımları teşvik edilebilir. Bu firmalar aynı zamanda BİM gibi süpermarketler olabileceği gibi PTT gibi kurumlarda olabilir. Beklenen Etki: Güneydoğu Asya’nın kalkınma hamlesinde önemli yer tutan bu kurumlar vasıtasıyla mevduat hacim artışı ve vergi artışı sağlanabilecektir. Sistemin sağlıklı işlemesi BDDK vasıtasıyla mümkün olabilecektir.
  5. Kalkınma öncelikli bölgelerde yer alan firma ve mikro müşterilere kullandırılacak kredilerde kredi maliyetini azaltıcı (genel karşılık oranı, vergi, şube harcı vs.) olanaklar sağlanması ve ayrıca başta mikro müşteriler olmak üzere sisteme kazandırılan tasarrufun zorunlu karşılık oranının düşük tutulması

3-  Risk Yönetimi ve Kurumsal Yönetimin Geliştirilmesi İçin Yapılabilecekler

a)  Bağımsız Denetim Kalitesinin Artırılmasına Yönelik Düzenlemeler Getirilmesi

Rotasyon düzenlemesi bankalarda fiili denetim saatlerini ve insan kaynakları kalitesini azaltmıştır. Söz konusu düzenlemenin korunması önerilmekle birlikte sözleşmedeki denetim kalitesini olumsuz etkileyecek her türlü değişikliğin Kurum tarafından izlenmesi ve müdahale edilmesi uygun bir yaklaşım olacaktır. Ayrıca bankalarda bağımsız denetime ilişkin Basel tarafından yayımlanan tavsiye rehbere uyum sağlaması kaliteyi olumlu etkileyecektir.

b)   Yönetim Kurulu ve Denetim Komitesi Kalitesinin Artırılmasına Yönelik Düzenlemeler Getirilmesi

  • Yönetim Kurulu üyelerine (bir veya iki üyeye) kredi tahsis birimlerinde fiilen çalışmış olmasına ilişkin bir şartın aranması.
  • Kredi komitesi üyelerinin en az birisinin tam zamanlı olarak çalışması (Genel Müdür harici)
  • Denetim Komitesi toplantılarının aylık yapılması ve Denetim Komitesi üyelerinin en az birinin tam zamanlı çalışması koşulu getirilmesi (buna karşın özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda kısıtlar getirilmesi (örnek GMY’den aşağı olamaz)
  • Denetim Komitesinin faaliyetlerinin sürdürülmesine ilişkin olarak doğrudan komiteye bağlı çalışacak olan bir sekreteryanın/birimin oluşturulması.
  • Avrupa Birliği direktiflerine paralel olarak Denetim Komitesi üyelerinden ez birinin iç sistemler biriminde çalışmış olması diğerinin de muhasebe ve mali işler biriminde çalışmış olması şartının aranması
  • İcracı bir birim olan CFO nun Denetim Komitesi ve Yönetim Kurulu toplantılarında yer almasının engellenmesi (kendisinin faaliyetleri eleştirilirken orda yer almasının çıkar çatışması doğuracağı düşünülmektedir)
  • Denetim Komitesinin yıllık planının BDDK’ya sunulmasına ilişkin olarak bir prosedür oluşturulması.
  • Denetim Komitesi tarafından faaliyetlerine ilişkin olarak bizzat kendilerinden sunum alınması
  • Hali hazırda Bankada denetimde bulunan bağımsız denetim şirketi dışında farklı bir şirketin Denetim Komitesi faaliyetlerini değerlendirip BDDK’ya raporlanması.
  • Denetim Komitesi toplantılarının en az birinin tam zamanlı olarak düzenlenmesi. (Burada esasen bir iki saatlik toplantılar ile bir yere varılamayacağının vurgulanması amaçlanmıştır)
  • Denetim Komitesi ile BDDK arasında düzenli olarak eğitim seminerlerinin düzenlenmesi ve Denetim Komitesine görev ve sorumlulukları konusunda bilgi verilmesi.

c)  Merkezi operasyonel risk veritabanı kurulması

Operasyonel risk BDDK düzenlemeleri kapsamında, yetersiz veya başarısız iç süreçler, insanlar ve sistemlerden ya da harici olaylardan kaynaklanan ve yasal riski de kapsayan zarar etme olasılığı anlamına gelmektedir. Türk Bankacılık Sektöründe operasyonel kayıp vakaları nedeniyle oluşan zarar tutarsal olarak artmakta, buna karşın bankaların iç sistemleri başta olmak üzere diğer kurumsal yönetimlerindeki olumlu gelişmelere bağlı olarak banka aktiflerine oranı azalmaktadır. Diğer yandan artan teknoloji kullanımı ve bilgi teknolojilerindeki gelişmeler bankacılık dâhil hayatımızdaki tüm süreçlerin iyileşmesini sağlamasına rağmen operasyonel kayıp vakalarının hem sayıca fazlalaşmasına hem de çeşitlenmesine neden olmaktadır.

Bankalar yaşadığı olumsuz tecrübeleri, süreçlerine hızlı bir şekilde yansıtarak tekrar aynı sorunla karşılaşma ihtimalini solo bazda azaltmasına karşın, sektörde diğer başka bir banka aynı sorunla karşı karşıya kalabilmekte ve zararla yüzleşebilmektedir. Söz konusu durum, ulusal kaynakların verimsiz kullanılmasına neden olmakta ve suç sayısı- kayıp sayısı- tutar vb. birçok olumsuz göstergenin artmasına neden olmaktadır. Buna karşın bu olumsuzluğun azaltılmasına yönelik proaktif bir sistem oluşturulması mevcut şartlarda olası gözükmektedir.

Bugün kredi riski yönetimi kapsamında bir firmanın kredibilitesinin bozulması, yalnızca firmanın aktif olarak çalıştığı banka tarafından görülmemekte, Risk Merkezi, KKB vs. aracılığıyla tüm bankalar tarafından anlaşılabilmektedir. Bu sayede kredi riskinin yönetimi kolaylaşmaktadır. Benzeri bir mekanizmanın operasyonel riskin yönetimi açısından kurulmasında oldukça yarar olacağı mülahaza edilmektedir. Söz konusu yapı için üç aşamalı bir öneri mevcut olup, gerektiği takdirde öneriler detaylandırılabilecektir.

Öneri-1: Operasyonel Risk Veritabanı Oluşturulması

İngiltere Bankalar Birliği’nde de benzer bir uygulama söz konusudur. Bankaların operasyonel risk kayıplarını Risk Merkezi’ne belirli bir formatta hangi detay sınıfa gireceğini belirterek raporlaması ve verinin toplanması önerilmektedir. Vakalar, halen KKB’nin kullandığı Geomis üzerinden Türkiye Haritası’na da aktarılabilir ve yoğunlaşmalar tespit edilebilir. Önemli zarar oluşturan vakaların örnek olay olarak detaylı anlatılması ve paylaşılması, tüm bankalar açısından eğitim materyali olarak kullanılabilir. Diğer yandan özellikle suiistimale neden olan kişilerin raporlanması sağlanarak ortak sakıncalılık havuzu oluşturulabilir. Burada BKM ile de ortak çalışılabilir.

Öneri-2: Ulusal Operasyonel Risk Kayıp Modellerinin Oluşturulması

Operasyonel Risk ölçümüne ilişkin merkezi bir model oluşturulması, riskin sürekli takip edilmesi uluslararası kapsamda oldukça özgün bir çalışma olabilir. Öneri 2’nin gerçekleşmesi Öneri-1’de yol alınmasına bağlıdır. Söz konusu modeller vasıtasıyla yapılan analizler neticesinde politikalar üretilebilir, tedbirler proaktif olarak alınabilir.

Öneri-3: Risk Merkezi’nin Fonksiyonun Geliştirilmesi Suretiyle Operasyonel Kayıpların Azaltılması

Bugün bankalar her ne kadar iç sistemleri sayesinde operasyonel risklerini azaltsa da, banka dışı kurumlar bu riske yüksek düzeyde maruz kalabilmektedir. E-ticaret şirketleri, banka dışı finansal kurumlar, bilgi teknolojilerini yoğun olarak kullanan diğer tüm şirketler vasıtasıyla teknoloji kaynaklı usulsüzlükler meydana gelebilmektedir. Sigorta ve reasürans şirketleri de çeşitli kayıplara ilişkin verilerin toplandığı önemli kuruluşlardır. İMKB ve diğer Sermaye piyasası kurumları da bu kapsamda değerlendirilebilir. Söz konusu taraflar artırılabilir. Bu sayede ulusal veri tabanının kurulması sağlanarak ulusal kayıpların azaltılması sağlanabilir. Ayrıca kurumun bürokratik süreçlerden arındırılması-hızlı rapor alabilmesi ve dağıtabilmesi, kolluk güçlerine bilgi paylaşımında bulunabilmesi sağlayacağı ulusal menfaati artırabilecektir.

 d)  Ortak Veri Havuzu Projesinin Hayata Geçirilmesi

Sektördeki tüm finansal kuruluşlar açısından kredi riskinin daha iyi yönetilmesine katkı sağlayacak ortak veri havuzunun bir an evvel kurulması için gerekli desteğin sağlanması önerilmektedir.

4-  Diğer Öneriler

  • Dijital bankacılığın geliştirilmesine yönelik BKM’ye Misyon Yükletilmesi ve Yetki Verilmesi
  • Altın bankacılığının geliştirilmesine yönelik altın transfer sistemi çalışmalarının tamamlanması
  • Farklı bankaların ATM’sinin kullanılabilmesine (daha çok teşvik edilmesi) amacıyla ücret ve komisyonların gözden geçirilmesi
  • Sistemlerin borçlandırıcı EFT-Havale işlemlerine müsaade etmesi (A Bankası Kredi hesabından B bankası mevduat hesabına havale)
  • Doğrudan tahsilat sisteminin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılması (farklı bankaların ortak platformlar vasıtasıyla bu işlemleri gerçekleştirebilmesine yönelik izin mekanizmalarının alınması alacak tahsilat sisteminin geliştirilmesi)
  • SGK-Gümrük, Maliye vb. Kamu Kurumlarının Güvenli Platformlar vasıtasıyla Bankalara Bilgi Paylaşımında BDDK’nın kamusal destek sağlayarak operasyonel verimliliğin artırılması

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir